Tam beş sene olmuştu İzmirdeki bu huzurevine yerleştirileli..
Adı üstünde ''Huzurevi'',gerçektende insana huzur veren bir inşaası ve doğası var..Neden diye soracak olursanız;Kocaman çınar ağaçlarının gölgelediği banklar,bahçede ki çimler,zaman zaman seyrine daldığım o masmavi derin göl,ördeklerin vak vak sesleri,kuşların o cıvıldaşmaları,hele birde sonbaharsa ilk yağmurun düşmesiyle birlikte burnuma gelen o toprak kokusu.. İşte bunlar benim huzur kaynağımdır,yaşama biraz daha asılmamda ki önemli etkenlerdendir..
Beş seneden beri burada olmama rağmen çok iyi arkadaşlıklar edinebilmiş değilim..Belkide biraz aksi olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek.Ama beni hoşgörün yaş ilerlediğinde her insan agresifleşmeye,olmadık olaylara sinirlenmeye başlar.
Huzurevinde kulaklarım pek iyi duymasada bazı dedikodulara çınar ağacının altında ki,pekte rahat olmayan o metal bankta kulak kabartıyorum.Hakkımda söylenen her beş cümleden dördü olumsuz yönde..Agresif ve ters bir adam diye tanınmak canımı yakmaya başlamıştı..Zaten yaşlılık yalnızlıklarımıda arttırdığı için artık insanlarla kaynaşmanın sırası geldi diye düşünüyordum.Böyle bir düşünceyi hayata nasıl geçirebilirim,huzurevindeki insanların benim hakkımdaki o yaftalarını nasıl ortadan kaldırabilirim diye geceleri odamdaki siyah deriden dizayn edilmiş sallanan sandalyemde kafa patlatıyorum..Bir yandan da penceremden görebildiğim o masmavi derin göle bakıyorum.Sadece bakmakla yetiniyorum.Çünkü kışın o ördekler orada değiller.. Yaşayamıyorum duygularımı..Gözlerimde dolu dolu oluyor bir yandan..Bir hışımla kırmızı perdelerimi sonuna kadar kapatı
Ve sonbahar geldi çattı.Sararan yapraklar.. adeta yatağında son nefesini bekleyen hastalar gibi gözüküyorlar gözüme.. Bazıları çoktan son nefesini vermiş.. Heryerde ceset var. Ölüm rüzgarla birlikte geliyor huzur evindeki ağaçların üzerine..O uğultu eşliğinde yapraklardan gelen hışırtı,bir nevi can çekişmeyi sembolize ediyor.
Sallanan sandalyemdeyim; Pencerem ardına kadar açık.. O göldeki ördekleri görüyorum, kafalarını suya daldırp daldırı
Merdivenlerden tek başıma inebiliyor olmam beni diğer kişilerden farklı kılan bir özellik ayrı bir hava katıyor bana.Merdivenlerden iniyorum. Çınar ağcının altındaki banka doğru ilerlerliyorum.Daha önce onları burada hiç görmemiştim.Biraz daha yaklaştıktan sonra kafalarını bana doğru çevirip tebessüm ediyorlar.
-Merhaba,Ben Halit Ziya..
diyor gülümseyerek.
Öncelikle gözlerimle süzüyorum her birini teker teker.Sonra farkına varıyorum ki yılların getirisi sadece beni etkilememiş.Onlarında yüzünde kırışıklıklar,saçlarında aklar ve dişlerinde protez var.Aynı kaderi paylaşıyor olmamız samimiyetimizi arttırabileceği anlamına gelebilir diye düşünü
-Yanınıza oturabilir miyim?
diye soruyorum.
-Tabi ki buyrun diyor.
Mavi gözlü bayan.
Ardından bankın en sağına oturuyorum..
Bir süre suskunluktan sonra ilk sorumu az önce oturabilirmiyim sorusuna yanıt veren mavi gözlü 1.70 boylarında,kırmızı paltolu elinde tahtadan bir baston olan bayana soruyorum
-İsminiz nedir?
Bayan o mavi gözlerini açarak bana
-Zeynep diyor.
Gözleriyle ismini bağdıştırıyorum..Lakap kullanmayı çok severim,içimden ona Maviş Zeynep diyesim geliyor.Ama ilk tanışma olduğu için şimdilik susuyorum.
Ardından sorularıma devam ediyorum;
-Zeynep Hanım;diyorum
Üç beş saniye bekledikten sonra çekingen bir tavırla;
-Özel olmazsa,Ne sebeple burada olduğunuzu öğrenebilir miyim?
diyorum ve ekliyorum;
-Biliyorsunuz hepimizin kaderi aynı..
Bu cümleden sonra,bakıyorum..Diğer üç arkadaştan birisi derin bir iç çekiyor.. Bir başkası gökyüzüne bakıyor.. Ötekisi ise oturduğu yerde dizlerini ovuşturuyor.
Zeynep hanımın ise o mavi gözleri dolu dolu olmuştu..Titrek bir sesle
-Evet
dedi..
-Maalesef hepimizin kaderi aynı..
-Buraya gelmemde ki tek sebep eski eşim..Zor bir evlilikti bizimkisi..Ailem onu kabullenememişti.Hiç bir zaman ona,benim kocam gözüyle bakmadılar..Çok seviyorduk birbirimizi.Bu sebeple ailemi karşıma aldım ve onunla evlendim..
dedi.
Ve ağlayarak devam etti.
-Evliliğimin ilk yıllarında herşey o kadar güzeldi ki.. Bir çocuğumuz oldu.. Birbirimize daha çok bağlanmıştık derken,kocamın işten çıkarılmasıyla birlikte herşey bir anda yerle bir oldu.. O mutlu yaşantımızdan küçücük bir kırıntı bile kalmamıştı.. Her gün ayrı bir kavga ayrı bir tasa doğuruyordu..Tam evliliğimiz nereye gidiyor diye düşündüğüm bir akşamda,giden evlliliğimizle birlikte kocam oldu..Beni ve çocuğumu terk etmişti..Aileme dönmeye yüzüm olmadığı için yaşam mücadelemi tek başıma vermeye başladım. Onsuzluğa alışmak kolay olmadıysada hem annelik hemde babalık yaparak çocuğumu büyüttüm..Her çocuk gibi oda kendi yuvasını kurdu..Artık hayatta tek başıma kala kalmıştım..Yaşım ilerledikçe kendi kendime bakamaz hale gelmiştim.Hayattan artık bir beklentim olmadığı için bende buraya yerleştirdim kendimi.
dedi..
Duygulanmıştım bu durum karşısında,sırtını sıvazlayı
Sonra diğer arkadaşa döndüm
-Ya siz ?
diyorum.Ten rengi epey bir açık,ellerindeki damarları fışkıracakmış gibi duran,beyaz bıyıklı,gri takım elbiseli bayfendiye..
-Sizinde isminizi öğrendikten sonra neden burada olduğunuzu anlatabilirmisiniz?
İnsanların hangi sebeple buraya geldiğini merak ediyor olmam,onları tanımama yardımcı oluyor.Bu birbirimizi tanımanın en iyi süreci diye düşünüyorum.Veya kendi kendimi avutuyorum..
Beyfendi çok tok bir sesle;
-Sait..
diyor.
Ses tonu gerçekten insana güven veren cinsten.. Onada hemen bir lakap uyduruveriyorum ismini öğrenir öğrenmez..Sait Tokses.. İçten içe biraz gülüyor olsamda yüzüm hala asık.. Çünkü kendimde bu dört duvar arasındayım..
Sait Tokses anlatmaya başlıyor;
-Hayatın o güzel getirilerini doğru zamanda kullanamadığım için buradayım.. Belkide günahsız bir çok insanın ahını aldığımdan dolayı.. Sonuç olarak buradayım..
Kaçamak cevaplar vermeyi tercih ediyor Sait Bey..
-Biraz daha açabilirmisiniz? Ne oldu kimin günahını aldınız?
diye soruyorum..
-Halit Ziya Bey..Bundan 20sene evvel çok zengin bir iş adamıydım. Fabrikalarım vardı.Sait Tuzcu denildiğinde akan sular dururdu.Şatavatlı dönemler yaşadım..Ne olduysa zaten o ekonomik krizden sonra yaşandı..Elim mahkum yüzlerce işçiyi kovmak zorunda kaldım..Onların hiç bir suçu yoktu..Evlerine ekmek parası dahil götüremediler.. Tabi Ahlarınıda üstlenen ben oldum..Ama bir tanesi vardı ki mahkemelerde süründürdü beni..Tazminat davası açtı..Ve kazandı. Herşey bitti.Avucumda ne var ne yok hepsi uçtu gitti.. Zaten hiç kimselerim yok.Kendimi güvence altına alabilmek için ufak bir birikintim vardı..İşte kala kala bir onlar kaldı.. O paralarla da huzurevine yerleştim..
diyerek tamamladı cümlesini..
Elinde olmayan sebeplerden dolayı vicdan azabı çeken bir adamla karşı karşıya gelmiştim..İnsanlar ne yazık ki hayatta her istediğini gerçekleştiremiyordu.Yüzlerce insanın istemeye istemeye ahını almıştı..Nihayetinde uçup giden paralarının ardından bakakalmıştı.
Derken konuşmaları dinleyen kıvırcık saçlı,çekik gözlü,elmacık kemikleri çok dolgun,kırmızı çizmeli bayan sormama gerek kalmadan anlatmaya başlıyor.. Boynundaki romatizma sebebiyle kafası devamlı olarak sallanıyordu..
-Efendi.. Ben Türkan
dedi..
-Küçük yaşta babamı kaybettim..Bilmiyorum gerçekten öbür dünyaya göçmü etti,yoksa fiilen mi kayboldu..Tek bildiğim annemin,baban artık hayatımızda olmayacak sözü..Çok zor şartlarda büyüdüm..Bir baba şevkati görmeden silik bir yaşamda kalıcı olmaya gayret ettim.Gayretlerim sonuçsuz kalmadı..Evlendim yuva kurdum.. Kocamı aynı zamanda baba yerine koydum..Yaşayamadığım o şevkati kocamın kollarında aradım.. Fakat oda erken bırakı
dedi..
Tam devam ediyorken..
-Lütfen ..
dedim.
-Lütfen daha fazla anlatma gerisini tahmin edebiliyorum..
dedim.
Anlatılması zor ama garip bir suçluluk duygusu içerisindeydim..Bu acıklı senaryoyu sanki ben yaşamışım gibi bir hissiyat oluşmuştu bünyemde..Öksüz Türkan diye kazıdım beynime bu simayı..
Maviş Zeynep'in gözyaşları durmak bilmiyordu anlatılanlar karşısında..Sait Tokses ise melül melül boşluğa bakıyordu..
Oturduğumuz metal banktan ayağa kalktık.. yavaş yavaş yürüyerek huzurevi binasının merdivenlerine doğru ilerliyorduk..
O sırada farkına vardım ki beyaz şapkalı,iri yarı,yürümekte dahil zorlanan,ton ton beyfendiye neden buraya geldiğini sormayı unuttum..
-Hay aksi
diye başladım konuşmama..
-Yaşlılık unutkanlığıda beraberinde getiriyor ,size sormayı unuttum, neden buradasınız?
dedim..
-Suratıma baktı önce..Belli ki bu kısa mesafede yorulmuştu.. Soluk soluğa cevapladı sorumu..
-Halit.. Halit Ziya Bey dedi..
Ardından derin bir nefes aldı.. ve adını zikretti ..
-Ben Mustafa.. Hayatta ki tek varlığım Yuvada beraber büyüdüğüm dostumdu.. Yaşama beraber başlamıştık..Hayallerimizdi bizi birbirimize kenetleyen..Her işi beraber yaptık gençliğimizde ..Önce Boyoz satmaya başladık birlikte..Sonra ufak bir tezgah satın aldık.. Kumru yapı
dedi..
Herkesin içinde, hiç kimselik duygusunun burukluğunu yaşatıyordu dudaklarımda..Konuşmalarda ilginçleşmeye başlıyordu..Yaşamımda iz bırakan olaylarla karşı karşıya kalmış gibi hissediyorum..Bazı şeylerden emin olabilmek için iyice irdelemem gerekiyordu bu konuşmaları..En azından bu suçluluk duygusunu ortadan kaldırabilmek ve kendimi toparlamak için ses tonumu yükselttim ve sinirli mimiklerimle;
-Kim bu adam ? Adı nedir,kimdir? Kimin hakkı var bir insanı hayalleriyle başbaşa bırakmaya?
diye sordum..
Mustafa Bey önce gözlerimin içine anlamlı anlamlı baktı.. Ardından tokat gibi bir yanıt geldi..
-Halit Ziya dedi.. İsmi Halit Ziyaydı...
Ardından Maviş Zeynep kocasının adınında
Öksüz Türkanın babasının adınında ..
Sait Toksesin servetine sahip olan işçinin adınında..
Halit Ziya olduğunu öğrendim..
Arkama bile bakmadan var gücümle oradan uzaklaşmaya başladım.. O çok sevdiğim ördekli göle doğru ilerledim ..
Gölün hemen yakınlarındaki bir kayaya oturdum.
Evet,bendim karımı bir başına bırakan.. Bendim kızımı babasız bırakan..Bendim candostumu hayallerinde boğan..
Bir anda zenginliğin vermiş olduğu rehavete kapılarak bırakan bendim bir sonbaharda.. Öyle ya .. Aşık olduğum kadın içinde candostumu bırakmıştım yine bir sonbahar ayında ..
Yaşamanın ne anlamı vardı ki şimdi .. Pekala ruhumuda bırakabilirdim bu derin ördekli gölde.. Gökyüzüne baktım son bir kez.. Huzura küfrettim uğramadığı her gün için.. Ve bıraktım kendimi farklı bir sonbahar ayında..Gölün o derin ve soğuk sularına..
Ertesi gün Huzurevindeki ölümle ilgili,Profosör Doktor İbrahim Kerkötek'in yaptığı açıklamada;Halit Ziya adlı hastanın genellikle sonbahar aylarında, çınar ağcının gölgelediği o metal bankta kendi kendine konuştuğunu.. Bunun sebebinin ise Şizofren hastalığı olduğunu bildirdi.İlaçlarını kullanmayan Halit Ziya 67 yaşında gölde boğularak hayatına son verdi..










--
roll the window down
this cool night air is curious
let the whole world look in
who cares who sees anything?
--
definitely, maybe..
--
-:Zac//Shaggy :-
-:Si Taht Mai:-
[LiNk To ChAoS]
--
i know i'm bad but i'm pretty good at it
Incelikli haytasin.. Hosgeldin kardesim
Previous PageNext Page